26 Mart 2009 Perşembe
IstanbuL
ömrümün en karanlık , en kalabalık , en dar , en soyut , en kirli sehri. ömrümün en zor noktası. istanbul mu? oldukça! elleri kir pas içinde bir cellat gibi sıkıyor boğazımı. bu somutsuzluk içinde , olan tek sey sensin. br tek sen yoksun bu sehirde. gereğinden fazla kir ve gereksiz milyonlarca insan var. ama bir tek sen yoksun. ve ben burada sensizliğin sürgünüyüm. ellerine dokunmamalıyım. kirlenmemeli ellerin benimkiler gibi. istanbul girmemeli kanına. damarlarında gezmemeli milyonların kalabalığı. kendi içime dar geliyorum bu sehirde. kendimi söküp atmalıyım belkide. orada birtek sen yoksun , ama bir tek sen olmalısın bunların yerinde. varmıdır yasamak için sadece sana ihtiyaç duyabileceğim bir kent? ne birkaç yudum su , ne birkaç nefes nikotin. yasamak için yalnızca seni istiyorum. varmıdır böyle bir sehir? bilirmisin? peki ben bulsam gelirmisin benimle? ölüm beyazı dört duvar arası. ve her geçen saniye bir leke daha bırakıyor istanbul. bu somutsuzlukta bir ben varım simdi. ve somutsuzluktan nefret ettim ömrüm boyunca. bir bokluk var burada. koca bir bok çukuru bu sehir. ve sen olmadan hiçbir gül bahçesinin önemi yok bu sehirde. sen olmadan nefes almak bile yakıyor boğazımı. sana dokunmayan ellerim her defasında yanıp kül oluyor. temizleyemiyorum kendimi bu sehirden. bu sehrin pisliği islemis her yanıma. ne olur gelme. insanlar hep kötüydü bunu sana söyledim. insanlar her zaman kötüydü ve hiç biri merak etmedi nedenini? ve bir tanesi bile çıkıp temizlemedi kendini benden. nefret dolu gözleri vardı. baktığı her yeri yakıp yıkan insanların. kirli elleri vardı onların , dokundukça kara lekeler bırakan ölüm beyazı duvarlarıma. simdi bu karanlığın içinde üsürken , bir tek sen ısıtırsın beni. bu sehrin karanlığından bir sen kurtarabilirsin beni. bana istanbul'u bir sen ağlatabilirsin nefret dolu gözlerimden , bir sen temizleyebilirsin onu kir-pas içindeki ellerimden. ve ben öyle dokunabilirim sana yeniden. bunu benden bekleme. sana dokunamam bu haldeyken. istanbul mu? hala istanbul. asırlar geçti hala istanbul. kirli ve karanlık. soyut. sensiz. içindeki herkesi hayat karasına bulamaya devam eden bir cellat simdi. elleri kir pas içinde. gözleri çocuk. denizleri , küf yesili. küflenmis etlere mezar olan denizler. küflenmis zihinlere ev sahipliği yapan o denizler. yağan yağmur bile kirli ise bir kentte , ne anlamı var ölümün beyazlığının. ölümüne ağlayan bu kentte , ölüm bile temiz kalamazken , ne anlamı var hayatını temiz tutmaya uğrasmaların. ellerim ceplerime sığmıyor , yırtık ceplerim. ve kirlenmeyen tek hayalimdin , yırtık ceplerimden düsmeseydin. takatsizim , çıkaramam seni düstüğün kuyudan. ve hayatın en üst ü ile en dibi arası tek bir adım. kalmadı gücüm. tek bir adım atamadım sana , seni buradan kurtarmak için tek bir adım atamadım yüzyıllarca. çok gözyası emdi bedenim. çok kan döktü gözlerim. ve daha yaslı bu toprak parçasından bedenim. nerede simdi o bembeyaz , sıcacık ellerin. deniz mavisi gözlerin. içinde bir parça da olsa bulunduğum hayallerin. sözlerin. gidislerin bu kadar yakarken içimi nerede kaldı gelislerin? niye gelmedin? oysa tek bir adımdı en dipten en üst noktanın farkı? sen niye gelmedin? peki , ben niye ölmedim!..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder